English version of this speech:
Dr. Mohammad Hassan Habibullah Zadeh – Security Conference in the South Caucasus
Saygıdeğer Hanımefendiler, beyefendiler, Sayın Büyükelçiler, Değerli Öğretim üyeleri, Araştırmacılar ve Kıymetli Uzmanlar,
Sözlerime başlarken Sayın Doğu Perinçek’e, Sayın Şule Perinçek’e ve Sayın Profesör Özcan Yeniçeri’ye içten teşekkürlerimi sunmak isterim.
Konuşmama, bölgemizdeki mevcut güvenlik durumunu anlamak açısından temel öneme sahip bir noktadan başlamak istiyorum. İran İslam Cumhuriyeti’ni çevreleyen jeopolitik ortamda son dönemde yaşanan gelişmeler—özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail terör rejimi tarafından İran’a karşı gerçekleştirilen saldırganlık—yalnızca münferit veya taktik olaylar olarak değerlendirilmemelidir.Aksine, bu gelişmeler; güç dengelerinin yeniden yapılandırılması, bölge dışı müdahaleciliğin artması ve Batı Asya ile çevre bölgelerde güvenlik düzeninin yeniden tanımlanmasına yönelik süregelen çabalar bağlamında ele alınmalıdır.
Bu gelişmeler, askeri boyutlarının ötesinde derin siyasi ve jeopolitik sonuçlar taşımakta ve bölgesel güvenlik ortamının yeni bir aşamaya girdiğini göstermektedir—öyle ki bu aşamada çok katmanlı ve hibrit baskı araçları giderek geleneksel caydırıcılık modellerinin yerini almaktadır. Bu bağlamda “taşan güvensizlik” (spillover insecurity) kavramı özel bir önem kazanmaktadır; yani çevre coğrafyanın bir bölümündeki istikrarsızlık hızla diğer alanlara yayılmaktadır.
Bu çerçevede, İran’ın yakın jeopolitik çevresinin bir parçası olan Güney Kafkasya, bu gelişmelerden doğrudan etkilenmektedir. Bu bölge, Orta Doğu’daki daha geniş dinamiklerden ve büyük güçler arasındaki stratejik rekabetten bağımsız olarak ele alınamaz; zira bu alanlar arasındaki güvenlik ve jeopolitik bağlar derin ve yapısaldır.
İran İslam Cumhuriyeti perspektifinden bakıldığında, bu bölgede karşılaşılan temel sorunlardan biri güvenlik anlayışının dış aktörler tarafından belirlenmesidir. Mevcut birçok analiz ve düzenlemede, Güney Kafkasya’nın güvenliği bölge devletlerinin gerçek ihtiyaç ve öncelikleri doğrultusunda değil, dış aktörlerin değerlendirmelerine göre tanımlanmaktadır. Dışarıdan dayatılan güvenlik” olarak tanımlanabilecek bu durum, nihayetinde bağımlılığa ve istikrarsızlığın sürmesine yol açmaktadır; zira dış güçlerin çıkarları bölgenin uzun vadeli çıkarlarıyla zorunlu olarak örtüşmez.
Bu duruma karşılık olarak İran İslam Cumhuriyeti temel bir ilkeyi vurgulamaktadır: uluslararası alanda tanınmış sınırların herhangi bir şekilde değiştirilmesine ve Güney Kafkasya’nın jeopolitik yapısının dönüştürülmesine karşı çıkmak. Bu yalnızca siyasi bir tutum değil, bölgesel istikrarın korunmasına yönelik stratejik bir yaklaşımdır. Tarihsel deneyimler göstermektedir ki sınırların değiştirilmesi veya yeni jeopolitik düzenlerin dayatılması çoğu zaman uzun süreli gerilimlere ve yeni güvensizlik döngülerine yol açmaktadır.
Bu çerçevede İran, Güney Kafkasya’ya yönelik politikasının temel taşlarından biri olarak tüm devletlerin toprak bütünlüğüne ve ulusal egemenliğine saygının önemini sürekli olarak vurgulamıştır. Bu bakış açısına göre, ister dayatılmış koridorlar yoluyla ister dış aktörlerin yönlendirdiği güvenlik düzenlemeleri aracılığıyla olsun, bölgenin jeopolitiğini değiştirmeye yönelik her türlü girişim, hassas dengeleri bozma riski taşımaktadır.
Bu ilkelerle birlikte, İran, her zaman komşu ülkelerle yapıcı bir şekilde işbirliği yapmaya, kolektif güvenliği güçlendirmeye ve ekonomik kalkınmayı sağlamaya hazır olduğunu belirtmiştir. İran’a göre güvenlik; ancak bölge aktörleri arasında diyalog, işbirliği ve güven inşası yoluyla sağlanabilecek kolektif, bölgeye özgü ve sorumluluğa dayalı bir süreçtir.
Sayın katılımcılar,
Bu bağlamda, Güney Kafkasya’da yerli güvenliğin sağlanmasına katkı sunabilecek en önemli bölgesel girişimlerden biri 3+3 Platformudur. Bu platform, son yıllarda bölge dışı aktörlerin müdahalesi olmaksızın bölgesel sorunların ele alınmasına yönelik en önemli önerilerden biri olarak ortaya çıkmıştır.
Bu platformun önemi, 3+3 Dışişleri Bakanları Toplantısı’nın Tahran’da gerçekleştirilmesiyle daha da belirgin hale gelmiştir. Pek çok analist bu toplantıyı, bölgesel diyalogun kurumsallaşması ve “bölge içinden güvenlik” anlayışının güçlenmesi açısından bir dönüm noktası olarak değerlendirmektedir.
3+3 Platformu’nun temel ilkeleri; ulusal egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı, iç işlerine karışmama, anlaşmazlıkların diyalog yoluyla barışçıl çözümü ve ekonomik ile transit işbirliğinin geliştirilmesidir.
Analitik açıdan bakıldığında 3+3 Platformu, “dışarıdan dayatılan güvenlikten” “bölgeye özgü güvenlik inşasına” geçiş çabası olarak değerlendirilebilir. Bu çerçevede, bu mekanizmanın çeşitli stratejik işlevleri bulunmaktadır. birincisi sürekli bir siyasi diyalog zemini sağlayarak yanlış anlamaları azaltmakta ve kriz yönetimini kolaylaştırmaktadır. ikincisi dış müdahale ve arabuluculuğa bağımlılığı azaltarak bölgenin stratejik özerkliğini güçlendirmektedir. üçüncüsü ise , siyasi gerilimlere karşı caydırıcı bir unsur olarak işlev gören, özellikle transit ve enerji koridorları alanında ekonomik işbirliğinin geliştirilmesidir.
İran İslam Cumhuriyeti açısından 3+3 Platformu yalnızca diplomatik bir girişim değil, aynı zamanda bölgeye özgü güvenliğin güçlendirilmesi, dış müdahalelerin azaltılması ve Güney Kafkasya’da sürdürülebilir istikrarın sağlanmasına yönelik daha geniş bir stratejinin parçasıdır. Bu mekanizmanın devamı ve güçlendirilmesi, zaman içinde bölge ülkeleri arasında gerçek işbirliğine dayalı daha dengeli bir düzenin oluşmasına katkı sağlayacaktır.
Sonuç olarak, İran’ın stratejik yaklaşımında “yerli bölgesel güvenlik” kavramı, kalıcı istikrarın ancak güvenliğin bölge içinden üretilmesi ve bölge aktörleri tarafından yönetilmesiyle mümkün olabileceği anlayışına dayanmaktadır. Bölge dışı güçlerin varlığı kısa vadede dengeleyici bir unsur olarak görülebilse de uzun vadede rekabeti artırmakta ve krizleri derinleştirmektedir.
Bu nedenle Güney Kafkasya bugün stratejik bir tercih ile karşı karşıyadır:
ya dış müdahaleler ve dayatılmış güvenlik düzenleri doğrultusunda ilerlemeye devam edecek, ya da bölgesel işbirliği ve bölgeye özgü güvenlik temelinde bir modele yönelecektir. Tarihsel deneyimler ve mevcut gerçekler açıkça göstermektedir ki sürdürülebilir istikrar ancak ikinci yol ile mümkündür.
İran İslam Cumhuriyeti açısından bu yalnızca tercih edilebilir bir seçenek değil, bölgenin geleceği açısından stratejik bir zorunluluktur.
Hanımefendiler ve Beyefendiler,
Güvenlik dışarıdan ithal edilen bir unsur değil, karşılıklı güvene dayalı, içsel ve kademeli bir süreçtir. Güney Kafkasya, dayatılmış rekabetlerin ötesine geçip bölgesel işbirliğini benimseyebilirse, bir gerilim alanı olmaktan çıkarak bir yakınlaşma ve kalıcı istikrar modeli haline gelebilir.
İlginiz için teşekkür ederim.
